Hem çok zor,hem çok güzel,hem korkutucu,hem inanılmaz
Hem her şey beraber.Evet değişim öğrencisi olmaktan bahsediyorum.Bütün cesareti toplayıp,her şeyi arkada bırakıp,yeni bir ülkede,yeni bir evde,yeni aile ve arkadaşlarla sadece bir süreliğine kendine bir hayat yaratmaktan bahsediyorum.Dışarıdan çok eğlenceli görülebilir,''ohhh beaa şuna bak hayatının senesini yaşıyor,okulu ekiyor,arkadaşlarıyla 1 sene kaldığı ülkeyi gezip duruyor'' diye düşünebilirsiniz.Ama hayatının senesini yaşıyor diye düşünmek dışında yanılıyorsunuz.Bu postumda bir değişim öğrencisi olmanın zorluklarından bahsedicem biraz.
Ee nasıl hissettiriyor?
Bütün exchangelerin genel amacı host edildikleri ülkede ''normal'' bir yaşam sürmeye çalışmak,çünkü mantık olarak bizler turist değiliz (zaten çoğumuz gittiği şehir turistik bile değil) ve bir değişim öğrencisinın kaldığı ülkeye uyum sağlaması için inanılmaz bir emek ve efor sarf etmesi gerekiyor.Şuna benzetebiliriz (metaforları çok severim) bir balık olduğunuzu düşünün,mutlu bir balıksınız,mutludan çok rahat bir balık,akvaryumunuzdaki bütün balıkları tanıyor her gün belli bir saatte belli yemekler yiyor,nerede uyuduğunuzu da biliyorsunuz (balıklar uyur mu?).Sonra bir gün kocaman bir kepçe sizi yakalıyor akvaryumunuzdan çıkarıyor ve sizi okyanusa,hiçbir şeyi bilmediğiniz bir ortama atıyor.Heralde bu metafor,hissedilenleri anlatabilmemin en yakın yolu.
Yeni ülkede geçirilen her bir gün yeni bir macera,yeni bir öğrenim,yeni bir vizyon.Aynı zamanda her zaman bir ''emotional rollercoaster''dasınız,aşırı hızla değişen duygu dalgaları içerisindesiniz.Mesela bir sabah uyanıyorsunuz,iğrenç hissederek,benim burda ne işim var? Burası benim evim değil gibi düşünceler içerisindeyken telefonunuza bir arkadaşınızdan gelen ''Hey bügün merkezde buluşup mate içmek ister misin mesajı ve ya kahvaltıda host annenizin sizin için domates kesip yumurta haşlaması gibi bir olay sonrası bütün negatif enerjinizi atıyor ve mutlu hissetmeye başlıyorsunuz.
Sizi durmadan gözleyen biri olsa bipolariteniz olduğunu falan düşünebilir.Ve bu duygu değişimlerini yaşamak hiç te kolay değil.İyi günler,kötü günler bizim için her gün farklı gidiyor.
Her şey benim,senin elinde.
Korkutucu ama öyle.Yeni ülkendeki zamanın iyi ve ya kötü geçmesi tamamen kişiye bağlı.Her şey senin kararların,haraketlerin ve davranışların üzerinden ilerliyor ve böyle bir şeyin kontrolünün elinde olması ilginç bir durum,farkındalık.Kendimi acaba o gün evde kalmayı şunu bunu yapsaydım ne farklı olurdu? gibi düşünürken buluyorum her zaman.Herhalde bu nedenle her teklife ve her fırsata evet diyorum .Benimle markete gelir misin?Evet Bana ingilizce sınavında kopya verir misin?Evet,sorular ispanyolca sen bana onları açıkla ben sana cevapları söyliim gibi gibi
Overthinking-Acaba deliriyor muyum?
Diye düşündüğüm oldu tabi.İnsan exchange olunca her şeyi daha bir ayrıntılı ve daha yoğun gözlemliyormuş meğer.Ve normal hayatından uzak olunca beynin bir türlü dinlenmiyor,durmadan çalışıp duruyormuş.Sadece olanlar ve çevredeki insanlar hakkında değil.Özellikle kendim hakkında çok düşünüyorum.Güçlü veya güçsüz noktalarımı,bakış açılarımı,benim için gerçekten nelerin önemli olduğunu gibi.Anlayacağınız durmadan farkındalıklar yaşıyorum.
Siz her şeyi bırakıp gitmek nedir bilir misiniz?
Bir de evde kalan aileniz,kendi hayatlarına devam eden arkadaşlarınız ve arkada bıraktığınız alışkanlıklarınız var.Roca'ya geldiğimde oryantasyonda bizi nelerin en çok korkuttuğundan konuşmuştuk.Benim ilk söylediğim ve ilk aklıma gelen ''the fear of missing out''.Yani bir şeyleri kaçırma,geri kalma korkusu.Kız kardeşimin 16. yaş doğumgünü kaçırmak ve ya okulumda olan yeni bir olaydar haberdar olamamak gibi şeyler.Tabiikide bunlar olucak,olmasını önlemem imkansız.Bu güzel anları ve mutlu zamanları kaçırıcağımı düşünürken,afs danışmanımla paylaşınca bana şöyle bir cevap verdi; Ilayda,bu sözde ''kaybedeceğin'' güzel anıları,özel günleri burdakilerle takas ediyormuşsun gibi düşünmen lazım dedi.Cidden de bu sözleri üzerinde düşününce içim azıcık da olsa rahatladı.Çünkü Arjantinde yaşayacağım güzel günleri de şu an Istanbulda ki klasik hayatımı yaşasaydım kaçırıcaktım.Yani kısaca bu küçük bir ticaret,takas.
Anlaycağınız bir exchange'in hayatı sosyal medya üzerinden ne kadar eğlenceli ve kolay gözüksede her şeyin başka bir tarafı var.Bizim için özellikle ilk zamanlar her gün yeni bir challenge.Her günü bir matematik problemi gibi düşünürsek her gün o problemi çözüyor,bir sonraki gün başkasına geçiyoruz.Bir sürü arkadaş edinmeye aynı zaman host ailemizle iyi bir ilişki kurmaya çalışıyoruz.Ama bir şeyden eminim ki bizler çok cesur gençleriz.Ve bunu söylemekten hiç utanmamalıyız.
Ee nasıl hissettiriyor?
Bütün exchangelerin genel amacı host edildikleri ülkede ''normal'' bir yaşam sürmeye çalışmak,çünkü mantık olarak bizler turist değiliz (zaten çoğumuz gittiği şehir turistik bile değil) ve bir değişim öğrencisinın kaldığı ülkeye uyum sağlaması için inanılmaz bir emek ve efor sarf etmesi gerekiyor.Şuna benzetebiliriz (metaforları çok severim) bir balık olduğunuzu düşünün,mutlu bir balıksınız,mutludan çok rahat bir balık,akvaryumunuzdaki bütün balıkları tanıyor her gün belli bir saatte belli yemekler yiyor,nerede uyuduğunuzu da biliyorsunuz (balıklar uyur mu?).Sonra bir gün kocaman bir kepçe sizi yakalıyor akvaryumunuzdan çıkarıyor ve sizi okyanusa,hiçbir şeyi bilmediğiniz bir ortama atıyor.Heralde bu metafor,hissedilenleri anlatabilmemin en yakın yolu.
Yeni ülkede geçirilen her bir gün yeni bir macera,yeni bir öğrenim,yeni bir vizyon.Aynı zamanda her zaman bir ''emotional rollercoaster''dasınız,aşırı hızla değişen duygu dalgaları içerisindesiniz.Mesela bir sabah uyanıyorsunuz,iğrenç hissederek,benim burda ne işim var? Burası benim evim değil gibi düşünceler içerisindeyken telefonunuza bir arkadaşınızdan gelen ''Hey bügün merkezde buluşup mate içmek ister misin mesajı ve ya kahvaltıda host annenizin sizin için domates kesip yumurta haşlaması gibi bir olay sonrası bütün negatif enerjinizi atıyor ve mutlu hissetmeye başlıyorsunuz.
Sizi durmadan gözleyen biri olsa bipolariteniz olduğunu falan düşünebilir.Ve bu duygu değişimlerini yaşamak hiç te kolay değil.İyi günler,kötü günler bizim için her gün farklı gidiyor.
Her şey benim,senin elinde.
Korkutucu ama öyle.Yeni ülkendeki zamanın iyi ve ya kötü geçmesi tamamen kişiye bağlı.Her şey senin kararların,haraketlerin ve davranışların üzerinden ilerliyor ve böyle bir şeyin kontrolünün elinde olması ilginç bir durum,farkındalık.Kendimi acaba o gün evde kalmayı şunu bunu yapsaydım ne farklı olurdu? gibi düşünürken buluyorum her zaman.Herhalde bu nedenle her teklife ve her fırsata evet diyorum .Benimle markete gelir misin?Evet Bana ingilizce sınavında kopya verir misin?Evet,sorular ispanyolca sen bana onları açıkla ben sana cevapları söyliim gibi gibi
Overthinking-Acaba deliriyor muyum?
Diye düşündüğüm oldu tabi.İnsan exchange olunca her şeyi daha bir ayrıntılı ve daha yoğun gözlemliyormuş meğer.Ve normal hayatından uzak olunca beynin bir türlü dinlenmiyor,durmadan çalışıp duruyormuş.Sadece olanlar ve çevredeki insanlar hakkında değil.Özellikle kendim hakkında çok düşünüyorum.Güçlü veya güçsüz noktalarımı,bakış açılarımı,benim için gerçekten nelerin önemli olduğunu gibi.Anlayacağınız durmadan farkındalıklar yaşıyorum.
Siz her şeyi bırakıp gitmek nedir bilir misiniz?
Bir de evde kalan aileniz,kendi hayatlarına devam eden arkadaşlarınız ve arkada bıraktığınız alışkanlıklarınız var.Roca'ya geldiğimde oryantasyonda bizi nelerin en çok korkuttuğundan konuşmuştuk.Benim ilk söylediğim ve ilk aklıma gelen ''the fear of missing out''.Yani bir şeyleri kaçırma,geri kalma korkusu.Kız kardeşimin 16. yaş doğumgünü kaçırmak ve ya okulumda olan yeni bir olaydar haberdar olamamak gibi şeyler.Tabiikide bunlar olucak,olmasını önlemem imkansız.Bu güzel anları ve mutlu zamanları kaçırıcağımı düşünürken,afs danışmanımla paylaşınca bana şöyle bir cevap verdi; Ilayda,bu sözde ''kaybedeceğin'' güzel anıları,özel günleri burdakilerle takas ediyormuşsun gibi düşünmen lazım dedi.Cidden de bu sözleri üzerinde düşününce içim azıcık da olsa rahatladı.Çünkü Arjantinde yaşayacağım güzel günleri de şu an Istanbulda ki klasik hayatımı yaşasaydım kaçırıcaktım.Yani kısaca bu küçük bir ticaret,takas.
Anlaycağınız bir exchange'in hayatı sosyal medya üzerinden ne kadar eğlenceli ve kolay gözüksede her şeyin başka bir tarafı var.Bizim için özellikle ilk zamanlar her gün yeni bir challenge.Her günü bir matematik problemi gibi düşünürsek her gün o problemi çözüyor,bir sonraki gün başkasına geçiyoruz.Bir sürü arkadaş edinmeye aynı zaman host ailemizle iyi bir ilişki kurmaya çalışıyoruz.Ama bir şeyden eminim ki bizler çok cesur gençleriz.Ve bunu söylemekten hiç utanmamalıyız.
İlayda bayıldım bu yazıya! Ben de hayatının senesini yaşadığını düşünüyorum. Şuan sana yüzde yüz zevk ve konfor vermiyor olabilir ama bir kaç yıl sonra, hatta bütün okulları bitirip hayata atılırken iyi ki diyeceğine kalıbımı basarım. Zaten senin burda yazdıkların da bu deneyimden ne kadar çok şey alabileceğinin kanıtı. Kesinlikle çok cesursun akıllısın ve açıksın. Bayıldım bayıldım : )) ❤❤
YanıtlaSilÇok sevindim hoşuna gitmesine! Çok çok teşekkür ederim :) Zor zamanların meyvesini daha sonra,gelecekte yiyeceğimi biliyorum haha
Sil